Loading...

“Herkesin bir hobisi olmalı”  

Türkiye 29 Kasım 2019 12:39
Videoyu Aç “Herkesin bir hobisi olmalı”  
A
a

Çocuk Hastalıkları Uzmanı Eski Başhekim, Avrupa ve Dünya Şampiyonu Veteran Atlet Murat Kaçar, On TV'de Can Ertan'ın konuğu oldu.


HANİFE ÖRSOĞLU / ÖZEL HABER
 
Keyifli bir sohbet gerçekleştirilen programda atletizm, spor ve sağlık konuları tartışıldı. İnsanın hayatında bir hobisinin bulunması gerektiğini belirten Kaçar, “Japonların yaşamdan zevk alma ve mutluluk diye sanatı var. Okuduğum kadarıyla insanın çalışmak, hayat da kendine hedefler koymak, çevre ve ailesi ile iyi ilişkiler kurması ve hobisinin olması lazım. Ünlü bir düşünürün çok güzel lakırdısını hayat felsefesi olarak benimsedim. Düşünür der ki; ‘Yaşlılık insanın içinde bulunduğu yaştan 10 yıl sonrasıymış.10 yaşındaki çocuk için yaşlılık 20’dir, 30 yaşındaki bir insan için 40’dır, 70 yaşındaki içinde 80’dir.’ Herhalde 80 yaşına geldiğimde de benim için yaşlılık 90 olacak” ifadelerini kullandı. Sporun kendisi için olmazsa olmazlardan olduğunu vurgulayan Kaçar, “Spor benim hayatıma çok şey kattı. 16 yaşından itibaren spor dünyasına girdim. Spor benim olmazsa olmazlarımın içinde yer aldı. Hatta tıp fakültesi gibi 6 senelik bir eğitimle birlikte sporu da yürütme becerisini gösterebildim. Bu arada acı tatlı hatıralarımızı paylaşacağız ve halen bazı görüşlerin silinmemiş olmasını maalesef teessüfle üzülerek izliyorum. Onları paylaşacağım sürekli ama insanın bir tane muhakkak hobisinin olması gerekli. Atletizm yaşamımın ayrılmaz parçası haline geldi. Bugün dahi bir süre sahaya gidip de o teri atıp adrenalin deşarjımı yapmadığım zaman kendimi rahatsız hissediyorum. Bir süre sonra sahaya gidip teri atıp o çimenin kokusunu almak mücadelenin içine girer. Belki de sporu bıraktıktan sonra masterlar kategorisin de halen yarışmamın nedeni bu heyecanları kaybetmeyip yine arkadaşlarla ve yarışma dünyasında bulunup o atmosferi solumak diye geçiyor” dedi.

“VETERİNERLİK VE ÇOCUK HEKİMLİĞİ ZOR”
 
Bursa’ya gelişinin tesadüf olduğunu anlatan Kaçar, “Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden sonra 1972 yılında Bursa’ya gelişim tesadüftü. O zaman sigortaya müracaat etmiştim. Kırklareli çıktı pratisyen hekim olarak ben Kırklareli’ye valizimi hazırlarken, yeni bir tayin emri geldi. Bir gün önce Bursa’ya tayin oldunuz dediler. Bursa’ya emirle geldim çünkü İstanbulluyum ve üniversiteyi Ankara’da okudum.  Mekik dokumakla geçti o seneler ve atletizmle de uğraştım o zamanlarda. Tayinim Bursa’ya çıkınca ben elimde bir valiz sabahın köründe eski garajların orada indim. Ev ve arkadaşım da yok. Daha önceden Bursa’ya atletizm nedeniyle Türkiye birinciliğine geldim. O zamanlar Bursa Birleşik Arap Cemiyeti yarışmasında 1. olmuştum. O yıllarda Bursa bu kadar İstanbul’a yakın değil, geliş ve gidiş imkanları yoktu. Herkes hadi bu hafta sonu İstanbul’dan Bursa’ya gidelim diyemezdi. Bunu düşünecek mesafeler değildi. Bursa’ya 1972 yılında geldiğim zaman SSK Bursa Hastanesi’ne gittiğimde şaşırdım kaldım. Çünkü o şehrin dışında gibi geliyordu. Bugünkü, Çekirge Devlet Hastanesi eski SSK Hastanesi’nin olduğu yerdi. Bağların arasından orada bir tek çardak restoran vardı. Bir tane de otel vardı. Onun dışında da yerleşim alanı değil, boş araziydi. Hatta yerel gazeteler ‘Bu Allah’ın dağına hastane yapılır mı?’ diye yayınlamışlardı. O günün şartlarına göre geldiğim zaman SSK Bursa Hastanesi  mevcut olan en iyi hastanelerden biriydi ve her ekibin odasının ayrı olduğu o günün şartlarına göre modern bir hastane niteliğindeydi. O zaman evliyim ama eşim İstanbul’da bizden haber bekliyor. 1972 yılı ilk çocuğum Barış’ın olduğu yıl Bursa’ya geldim. ‘Seni acile değil de çocuk polikliniğine veriyoruz ve 2. polikliniği açıyoruz’ dediler. o zaman Sevinç Hanım diye doktor vardı çocuk uzmanıydı. Bana da onun karşısında bir tane poliklinik gösterdiler ‘Burası da senin polikliniğin çocuk bakacaksın’ dediler. Şimdiye kadar da fazla çocukla ilgilendiğim olmamıştı. Doktorluk ve staj zamanında çocuk çok ilgimi çeken bir yer değildi. Başladıktan sonra üçüncü ayın sonunda çok mutluyum. Zaten ishal ve üst solunum yolu enfeksiyonu için geliyorlar. Bunların dışında hastalık olduğu zaman ‘Bu önemli konu karşıda Sevinç hanım var, çocuk uzmanımız o, sizi görecek’ diyorum. Bundan daha güzel bir yer olabilir mi harika dedim. Daha sonra çocuk ihtisasına başladığım zaman bunun öyle değil, Umman Denizi gibi bir yer olduğunu, toplu iğne ile kuyu kazmaya benzediğini ve okyanusta damla olduğumu o zaman hissettim. İki doktorluk çok zordur. Bunlardan bir tanesi veterinerlik bir tanesi de çocuk hekimliği. Diğerlerinde ıslık çalarak veya müzik dinleyerek ameliyatını yapabilirsin, konuşmana devam edebilirsin ama bu ikisinde hayvanı sevmiyorsan veteriner hekim, çocuğu sevmiyorsan da çocuk hekimi olman mümkün değil. İkisinde de karşında ağzı var dili yok ya bangır bangır bağıran ya da hiç sesi çıkmayan melül melül sana bakan iki mahluk var. Çocuklarla ilgili hiçbir sorunumuz yok o çocuklar zavallıcıklar onlara bir gülücük attığın zaman, eline oyuncak verdiğin zaman her şey günlük gülistanlık oluyor.  Muayeneden sonra da eline balon, kitap veya şeker verdiğin zaman harika bir ilişki kuruyorsun. İğne olduğu zaman bile güle oynaya gidiyor. Ama tabi anne, babalar ve yakın akrabalarla bir çocuk için 5 kişi geliyor. Onun için hepsine ayrı ayrı konunun ne olduğunu anlatmak gerekiyor. Bazen de tam tersi gayet rahat bir şekilde muayenesi yapılıyor” dedi.
 
“BURSA’NIN YÜZDE 60’I KAÇAK İNŞAAT”

Gün geçtikçe doğanın ve tarihi yapıların bozulduğunu ve bunun da insan yaşamını etkilediğine dikkat çeken Kaçar, “İnsanlar bu dünyayı yaşanamaz hale getirmek için elinden gelen her türlü kötülüğü yapmakla meşgul. Kuzey Karadeniz’de dere yataklarına inşaatlar yaptılar. Bu inşaatlar yapılırken onu kontrol eden mekanizmalar neredeydi. O inşaatlara aynı şekilde Bursa’ya geldiğiniz zaman Bursa’da da bütün inşaatların alt katlarında otopark var. Otoparkları yapan hiçbir inşaat yoktur onların yerine ya bir daire ya da dükkan olmuştur ve iskan haline getirilmiştir. Kim bunlara oturma iznini verdi hiç kimseye bir şey sorulmuyor mu? Her yağmur yağdığında derelerin mecraları binalarla dolduğundan sel basıyor. Bütün Karadeniz şehirlerinde bunun sorumlusu kim? Türkiye’de sorumlu kimse ortaya çıkmıyor. Zaten kabahatı kimse üzerine almak istemediği gibi sorumlu da çıkmıyor. Hiç kimse de bu sorumluların üzerine gitmiyor. Yüksek hızlı tren adı altında eski rayların üzerinde 120 kilometre olan trenlerin sinyalizasyon sistemi olmaksızın çalıştırdılar. Trenler kafa kafaya çarpışıyor onlarca insan ölüyor ve halen de sinyalizasyon sistemi Türkiye ye getirilmiş bütün demir yollarında kullanılıyor durumda değil. 1998-1999 Gölcük depremi kim ders aldı? Hala kaçak inşaat yapılmaya devam ediliyor. Bursa’nın yüzde 60’ı kaçak inşaat halinde. Şehirlerin kendine özgü karakterleri vardır. Tıpkı bir eve girdiğiniz zaman gibi o içinde yaşayan insanların karakteri, yapısı, yaşam gustoları hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz. Şehirler kendine özgü karakteristik yapılarını kaybetmemeliler. İstanbul bir incidir ama kirli bir incidir. Şu anda yavaş yavaş karakterini ve özelliklerini yitiriyor . Koca medeniyetlere sahne olmuş doğu ile batıyı birleştiren şehir olma özelliğini süratle kaybediyor. İstanbul’da gökdeleninin ne işi var?  İstanbul silüetinde camiler ve galata kulesi ön planda olurdu. Şimdi baktığımızda küçük kaldılar. Rant peşinde olan insanların yapmış olduğu 18-20 katlı binalar ve biz bununla övünüyoruz . Bunların övünülecek bir yanı yok. Türkiye dışında diğer ülkelere baktığımızda tarihi dokusunu hiç ellememişler” şeklinde konuştu.      
 
 
“KANSERE ÇÖZÜM BULUNDU AMA PİYASAYA ÇIKARILMIYOR”
 
Sağlık sektörü hakkında konuşan Kaçar, “Kansere karşı ilaç çıktı mı? Kanser bir türden meydana gelmiyor değişik türleri var. Ama bence bazı kanser türlerine karşı ilaç geliştirildi. Fakat bunlar piyasaya çıkarılmıyor. Özellikle meme ve prostat kanseri gibi çok yaygın olanlarda bu daha çok kendini belli ediyor. O kadar büyük bir endüstrisi var ki kanser hastasının reçetesi 2.500 liraya geliyor. İnsanlar bunu nasıl karşılayacak? İnsanların sosyal güvencesi olmadığı takdirde ilaçları almak için çok zorlanacaklardır. Onun için büyük  kâr bırakan sektörü şu anda tam olarak terk etmiyorlar. Yıpranmayan otomobil lastiği imal oldu mu? Bence o da oldu ama piyasaya çıkmıyor. O zaman bütün lastik üreten fabrikalar ne işle uğraşacaklar. Bu ürünleri piyasaya çıkarmıyorlar çünkü sektörler buna izin vermiyor” açıklamasını yaptı.
 

 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat